Değerlerimiz Bu Kategoride Ürün Bulunmamaktadır!

Alt kategoriler

  • Sultan-ul Evliya Şeyh...

                                                         

    Yirminci asrın yetiştirdiği İslam alimlerinden olan Şeyh Muhammed Nazım Adil El-Hakkanî, El-Kıbrısî Hazretleri 21 Nisan 1922’de Kıbrıs’ın Güney yakasında bulunan Larnaka kentinde dünyaya gelmiştir. Babası Ahmet Nazım Efendi’dir. Baba tarafından soyu Gavsu’l Azam Seyyid Abdulkadir Gey­lani Hazretleri’ne, Anne tarafından ise Mevlana Celaleddin-i Rumî (k.s.) Hazretleri’ne dayanmaktadır. Kendisi Mevlevî ve Kadirî tarikat ilimlerine sahip olmakla birlikte Silsileyi Nakşi­bendî’de 40. Şeyh’dir.

    Çocukluğundan itibaren onda manevi hallerin varlığı fark edilmiş olup, çok zamanlar Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ha­lası, Hala Sultan Hazretleri’nin* Kıbrıs / Larnaka’da bulunan Kabr-i şerifini ziyaret eder oradan hiç ayrılmak istemezdi. Ço­cukluk ve gençlik yıllarının geçtiği Larnaka’da ahali tarafından sevilen, ilgi gören bir gençtir.Kıbrıs’ta liseyi bitirdikten sonra (1940- Hicri 1359) iki ağa­beyi ve kız kardeşinin yaşadığı İstanbul’a üniversite tahsili için yerleşmiştir.Beyazıt’ta bulunan İstanbul Üniversitesi’nde Kimya Mü­hendisliği bölümünde ihtisas görmeye başlamıştır.(Hala Sultan Hazretleri: (Ümmül haram) Resullullahın halasıdır. 647 yılında Haz­reti Osman zamanında Kıbrıs’ta şehid olmuştur. Adına yaptırılan tekke ve türbe, Kıbrıs Rum tarafında ziyarete açıktır.)

    Kimya bölümünde oldukça başarılı bir öğrencidir. Aynı zamanda Şeyhi Cemaleddin el-Alasunî Hazretleri (1955-Hicri 1375) ile hem şeriat ilminde ilerleyip, hem de Arapça lisanı öğ­renmiştir. Süleyman Erzurumî Hazretleri ile tanışıp Nakşiben­di yoluna girmiştir.Kendisinin çok defa İstanbul Sultanahmet camisinde, bü­tün geceyi tefekkürle geçirdiği görülürdü.

    O yılları kendisi şöyle anlatıyor: “Orada, kalbime rahmet ve selamet geliyordu. Sabah na­mazlarını o camide, şeyhlerim Şeyh Cemaleddin el-Alasunî ve Şeyh Süleyman Erzurumî ile beraber kılıyordum. Beni eğiti­yor ve kalbime manevi ilim yerleştiriyorlardı. O zamanlar beni Şam’ın mübarek topraklarına çağıran birçok rüya gördüm fakat henüz şeyhimden izin yoktu.Birçok kez rüyalarımda Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) beni huzuruna çağırırken gördüm. Kalbimde her şeyi bırakıp Pey­gamberimiz’in mübarek şehrine göç etmek için derin bir arzu vardı.

    Bir gün, kalbimdeki bu hasret çok yoğun olduğu bir za­man, Şeyhim Süleyman Erzurumî Hazretlerini gördüğüm bir zuhurat hasıl oldu.Şeyh Erzurumî Hazretleri gelip beni omzumdan salladı ve bana: “İznin şimdi geldi.Senin sırların ve manevi eğitimin benimle değil. Ben seni sadece emanet olarak tuttum, ta ki senin gerçek şeyhin olan Abdullah Dağıstanî Hazretlerine (ki benim de şeyhimdir) hazır olana kadar. O senin anahtarlarını tutuyor. Git onu Şam’da bul. Bu izin sana benden ve Peygamberimizden geliyor (Şeyh Süley­man Erzurumî, Nakşibendi tarikatının 313 büyük evliyasından biri idi).” Zuhurat bitmişti ve ben Şam’a gitme iznini almıştım.

    Bu olayı söylemek için şeyhimi aradım. Onu yaklaşık iki saat sonra camiye gelirken buldum. Yanına koştum, bana kolla­rını açıp: “Oğlum, zuhurattan memnun musun?” dedi.Olan biten her şeyden haberdar olduğunu anladım. Bana: “Bekleme, hemen Şam’a doğru yola çık.” dedi. Adres veya baş­ka bilgi vermemişti, sadece Şam’da Şeyh Abdullah Dağıstani demişti.”

    Üniversite eğitimini yarıda bırakarak ikinci dünya savaşının zor günlerinde manevi işaretlerle evliyalar sultanı Şeyh Abdul­lah Dağistanî Hazretleri’ni bulmaya Şam’a gitmek için İstan­bul’dan Halep’e trenle gelir. Ancak Fransızlar ve İngilizler o bölgede savaştıklarından yoluna devam edemez.

    Humus’ta Halit Bin Velid türbesine gider, günlerini kendi­sine cami yanında verilen bir odada geçirir. Burada Şeyh Ab­dulcelil Murat ve Şeyh Seyit Es-Subayî Hazretleri’nin ilim ve irfan pınarlarından istifade etmiştir.1944’de bir ay kadar Trablus’da, Trablus müftüsüŞeyh Münir el-Melik’in yanında kaldıktan sonra mürşidini bulmak için Şam’a doğru savaşın zor şartlarına rağmen devam etmiş­tir.

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkanî Hazretleri o zor günleri şöyle anlatıyor: “İstanbul’dan Halep’e trenle gittim. Oradan Şam’a geç­meye çalıştım ama mümkün değildi. Şam’ı işgal eden Fransız­lar İngilizlerin hücumuna hazırlanıyordu. Ben de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sahabesi Halid bin Velid’in türbesinin bu­lunduğu Humus’a gittim. Türbeyi ziyaret edip camiye girdim ve namaz kıldım. Sonra yanıma bir kişi geldi ve bana şöyle dedi: “Akşam rü­yamda Peygamberimizi gördüm; bana ‘Torunlarımdan biri ya­rın buraya geliyor, onunla ilgilen’ dedi. Sonra bana senin nasıl olduğunu gösterdi. O kişinin sen olduğunu görüyorum.” dedi­ğinden o kadar etkilendim ki davetini kabul ettim.

    Bana caminin yanında bir oda verdi. Orada bir yıl boyunca kaldım. Namaz kılmak ve Humuslu iki büyük alimin meclisle­rinde bulunmak dışında odamdan çıkmıyordum.

    Bu alimler tecvid, tefsir, hadis ilmi ve fıkıh öğretiyorlardı. İsimleri Şeyh Muhammed Ali Uyun es-Sud ve Humus müftüsüŞeyh Abdülaziz Uyun es-Sud idi.

    Aynı zamanda, iki Nakşibendi şeyhinden de manevi eğitim alıyordum. Bunlar Şeyh Abdülcelil Murad ve Şeyh Said es-Su­bai idi. Şam’a gitmek için can atıyordum.

    Savaşın yoğunluğu yüzünden, önce Trablus’a, oradan Bey­rut’a, Beyrut’tan da Şam’a daha güvenli bir şekilde gitmeye ka­rar verdim.”

    Şam’a geldiğinde Dağıstanî Hazretleri’nin evini bilme­mektedir. Bilâl-i Habeşi Hazretleri’nin makamı yanında Hayy el-Meydan bölgesinde Şeyhin evini arar. Aradığı Şeyh, Altın Sil­silenin 39. Şeyhi Büyük Şeyh Abdullah Dağistanî Hazretleri’dir (Türbesi Şam’dadır, 1891-1973).

    Dayısı Silsilenin 38. Şeyhi Şerafettin Dağıstan Hazretleri’dir. Abisi Rus ordusunda general rütbeli bir cerrah olup, babası da hekimdir. Şeyh Muhammed Nazım Adil Efendi’yi himayesine almış olan Büyük Şeyh Abdullah Dağıstanî Hazretleri kendisin­den sonra Altın silsilenin 40. Şeyhi olacak olan talebesiyle bir araya gelmiştir.

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkanî Hazretleri haya­tının dönüm noktası olan bu çok önemli günüşöyle anlatmak­tadır:

    “Şeyhin evinin hangisi olduğunu bilmiyordum. O anda so­kakta dururken bir zuhurat hâsıl oldu. Şeyh evinden çıkıp beni içeriye çağırıyordu. Zuhurat bittiğinde sokakta kimseyi göremi­yordum. Fransız ve İngiliz bombardımanlarından dolayı etraf bomboştu.

    Şeyhin evinin hangisi olduğunu bulmak için kalbime bakı­yordum. Sonra bir zuhurat daha oldu ve özel kapısı olan özel bir ev gördüm. Zuhurat bittiğinde, o kapıyı bulana kadar ara­dım. Kapıyı çalmak için yaklaştığımda Şeyh kapıyı açtı ve ‘Hoş geldin, oğlum, Nazım Efendi’ dedi.

    Olağan dışı görünüşü beni cezbetmişti.Daha önce hiç böy­le bir şeyh görmemiştim. Yüzünden ve alnından nur akıyordu.

    Kalbinden ve gülümseyen yüzünden sıcaklık geliyordu. Beni yukarıya, odasına çıkardı ve ‘Seni bekliyorduk’ dedi. Kal­bim onunla olmaktan çok mutluydu fakat Peygamber Efendi­miz’in (s.a.v.) şehrini ziyaret etmeyi de çok istiyordum.

    Ona ‘Ne yapacağım?’ diye sordum. ‘Cevabını yarın vere­ceğim. Şimdilik dinlen’ dedi. Bana akşam yemeği ikram etti.” “Yatsı namazını onunla kıldım ve uyudum. Sabaha karşı beni teheccüd namazı için uyandırdı. Daha önce hiç bu namazdaki kadar güç hissetmemiştim. Kendimi ilahi huzurda hissettim.Kalbim giderek ona daha fazla bağlanıyordu. Sonra bir zu­hurat hasıl oldu ve namaz kıldığımız yerden gökyüzünün Ka­besi olan Beytü’l Ma’mur’a merdivenle tırmandığımı gördüm. Her adım bir makam idi ve her makamda kalbime daha önce hiç bilmediğim ve duymadığım bilgiler geliyordu.

    Beytü’l Ma’mur’a varıncaya kadar kelimeler ve cümleler muhteşem bir şekilde bir araya geliyor ve yükseldiğim her ma­kamda kalbime veriliyordu. Orada, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) imam olduğu, namaza durmuş 124 000 peygamberi gör­düm. Onların arkasında safa durmuş Peygamberimiz’in (s.a.v.) 124 000 sahabesini gördüm. Onların da arkasında, Nakşibendî tarikatının 7007 evliyasını gördüm. Sonra diğer tarikatların 124 000 evliyasını saflar halinde namaza durmuş olarak gördüm.Hazreti Ebu Bekir’in hemen sağ yanında iki kişilik boş yer kalmıştı. Büyük Şeyh Efendi, o boş yere gitti, beni de oraya çek­ti ve sabah namazını beraber kıldık. Bu namazın tatlılığını daha önce hiç yaşamamıştım.

    Peygamber Efendimiz namazı kıldırırken kıratının güzelliği tarif edilemezdi. Hiç bir kelime tarif edemezdi çünkübu ilahi bir şeydi. Namaz bitince zuhurat da sona erdi ve Şeyhim ben­den sabah namazı için ezan okumamı istedi. Sabah namazını kıldı, ben de arkasında kıldım.

    23

    Dışarıda iki ordunun da bombardımanlarını duyuyordum. Beni Nakşibendi tarikatına süluk etti ve bana ‘Oğlum, bizde müridimizi bir saniyede kendi makamına ulaştıracak kuvvet vardır’ dedi. Bunu söyler söylemez gözleriyle kalbime baktı ve gözlerinin rengi sarıdan kırmızıya, sonra beyaza, sonra yeşile ve siyaha döndü.Her renge ait bilgi kalbime aktıkça gözlerinin rengi deği­şiyordu. İlk renk sarı idi ve kalp haliyle alakalı idi. İnsanların günlük hayatlarıyla ilgili gerekli bütün bilgileri kalbime döktü. Sonra Hazreti Ali’den gelen 40 tarikatın ilminden, Sır Maka­mından kalbime verdi ve kendimi bu tarikatlarda üstad olarak buldum. Bu bilgileri aktarırken gözleri kırmızı idi.

    Sırrın sırrı denilen üçüncümakam, sadece, Hazreti Ebu Bekir’den gelen Nakşibendî tarikatının şeyhlerine izin verilen makamdı. Bu makamdan kalbime verirken gözleri beyaz idi. Sonra beni gizli manevi bilgilerin olduğu gizli makama çıkardı. O anda gözleri yeşile dönmüştü.Daha sonra beni hiç bir şeyin görünmediği en gizli makam olan tam yok olma makamına götürdü. Bu arada gözlerinin rengi siyaha dönmüştü. Burada beni Allah’ın huzuruna çıkardı, sonra geri varlığa getirdi. Ona olan muhabbetim o anda o ka­dar yoğundu ki ondan ayrı kalmayı düşünemiyordum. Sonsuza kadar onunla beraber kalıp ona hizmet etmekten başka hiç bir şey istemiyordum.Sonra fırtına geldi ve sükuneti tehdit etti. İmtihan çok bü­yüktü. Bana, ‘Oğlum, halkının sana ihtiyacı var. Şimdilik sana yeterli olanı verdim. Bugün Kıbrıs’a git’ dediği an ümitsizliğe düşmüştüm.

    Ona ulaşmak için bir buçuk sene geçirmiştim. Onunla bir gece kaldım. Şimdi bana, beş yıldır görmediğim Kıbrıs’a geri gitmemi emrediyordu. Bu benim için müthiş bir emir idi fakat tarikatta, mürit şeyhinin arzusuna teslim olmalı idi.Ellerini ve ayaklarını öpüp izin aldıktan sonra Kıbrıs’a git­mek için bir yol bulmaya çalıştım.

    İkinci Dünya Savaşı sona yaklaşıyordu. Ulaşım yoktu. So­kakta bu düşüncelerle ilerlerken yanıma bir kişi geldi ve ‘Şeyh Efendi, vasıtaya ihtiyacınız var mı?’ diye sordu. ‘Evet! nereye gidiyorsunuz?’ dedim. ‘Trablus’a’ dedi. Beni tırına bindirdi ve iki gün sonra Trablus’a vardık. Oraya gelince, ‘Beni limana gö­tür’ dedim. ‘Niye?’ dedi. ‘Kıbrıs’a giden bir gemi bulmak için’ dedim. ‘Nasıl? Bu büyük savaşta kimse denizde seyahat etmi­yor ki!’ dedi. ‘Boş ver, sen beni oraya götür’ dedim. Beni limana götürüp bıraktı.

    Şeyh Münir el Malik’in bana doğru geldiğini görünce yine şaşırdım. Bana şunları söyledi “Büyük dedenin sana karşı nasıl bir sevgisi varmış! Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yine rüyamda bana gelip ‘Oğ­lum Nazım geliyor, onunla ilgilen’ dedi.” Onunla üç gün kal­dım. Kıbrıs’a gitmem için bana yardım etmesini istedim. Dene­di ama savaş ve yakıt eksikliği yüzünden mümkün olmuyordu. Kayıktan başka hiç bir şey bulamadı. Bana, ‘Gidebilirsin ama çok tehlikeli’ dedi. ‘Gitmeliyim, çünkübu, şeyhimin emridir’ dedim.Şeyh Münir, kayık sahibine beni Kıbrıs’a götürmesi için çok yüklüpara verdi. Yola koyulduk. Normalde dört saatte gi­dilen yolu yedi günde aldık.

    Kıbrıs’a adımımı atar atmaz kalbimde bir zuhurat hasıl oldu. Şeyhim Abdullah Dağıstanî Hazretlerini gördüm, bana şöyle dedi: ‘Oğlum, hiçbir şey seni, emirlerimi yerine getirmek­ten alıkoymadı. Dinleyip kabul etmekte çok başarılı oldun. Bu andan itibaren sana her zaman görüneceğim. Ne zaman kalbini bana doğrultsan, ben orada olacağım.

    Ne zaman bir soru sorsan İlahi Huzurdan doğrudan ceva­bını alacaksın. Ulaşmak istediğin herhangi manevi makam, tam teslimiyetin sayesinde sana verilecektir.Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve bütün evliyalar senden memnundur.’ Bunu söyler söylemez onu yanımda hissettim ve o zamandan beri, beni hiç terk etmedi, her zaman yanımdadır.”

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkani Hazretleri, Kıb­rıs’ta İslamî eğitimi ve manevi terbiyeyi yaymaya başladı.

    Maalesef bu zaman, dinin Türkiye’de kısıtlandığı bir za­mandı. Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısî Türk toplumunda ya­şadığı için orada da dini ibadetler kısıtlanmıştı. Ezanı Arapça okumak yasaktı. Doğduğu yere gittiğinde yaptığı ilk şey camiye gidip Arapça ezan okumak oldu. Hemen tutuklanıp bir haf­ta hapis yatmak zorunda kaldı. Serbest kalır kalmaz Lefkoşa büyük camisine gidip minaresinde ezan okudu. Bu olay, resmi makamları çok kızdırdı ve aleyhine davalar açıldı.

    Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısî Hazretleri bu duruma tam tevekkül gösterip, mahkemeyi beklerken bütün Lefkoşa ve yakın köyleri dolaşıp minarelerden ezan okudu. Neticede, aley­hine toplam 114 dava açıldı. Avukatlar, ezan okumaktan vaz­geçmesini tavsiye etti fakat Şeyh Efendi, “Yapamam, insanların ezanı duyması lazım” diyordu.

    Dünyada aleyhine 114 ayrı dava açılan başka bir İslam Âli­minin varlığı somut deliller ile halen bilinmemektedir. Davaların okunma günügelmişti. Eğer yargılanır ve suçlu bulunursa 100 yıl üzerinde hapisle cezalandırılacaktı. Aynı gün, Türkiye’den seçim sonuçları geldi: Adnan Menderes yeni başbakan seçil­mişti. Başvekil olarak ilk işi bütün camileri açıp Arapça ezan okunmasına izin vermek oldu. Bu olay, Büyük Şeyh Efendi­nin bir kerameti olmuş ve bu sayede Ezan-ı Muhammediye’nin okunması serbest bırakılmıştı.

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkani Hazretleri, Kıb­rıs’ın her yerini dolaştı, ardından Lübnan, Mısır, Suudi Arabis­tan ve daha birçok yeri ziyaret edip tebliğde bulundu ve tarikat esaslarını öğretti.

    1952 yılında Şam’a yerleşip Büyük Şeyh Abdullah Dağıs­tanî Hazretleri’nin değerli müritlerinden Hâce Emine Sultan Hanımefendiyle evlendi. Bu izdivaçtan Hacı Nezihe Hanım, Şeyh Mehmet Efendi, Şeyh Bahauddin Efendi ve Hacı Rukiye Hanım isimlerinde çok güzide beş evlâtları dünyaya teşrif etti. Hatice adlı kızları 2 yaşındayken Hakk’a yürüdü.

    Hâce Emine Sultan Hanımefendi, ehl-i beytten olup üstün ahlak ve edep timsaliydi. Babası, Büyük Şeyh Efendi’nin müri­di Abdullah Efendi, annesi Ayşe Hanımdır. Şeyh Muhammed Nazım Efendi Hazretleriyle 50 yıldan fazla evli kalan Hâce Emine Sultan Hanımefendi, ulvi sohbetleriyle hanım ihvanla­rın Nakşibendi tarikatın yolunda edep, usul, uslup ve manevi terbiyeleriyle ilgilenmiştir.

    Nur Yumağı, Hatemü-l Enbiya, Kırk Sual, Bir Evliyalık Ra­hiyası, My Little Lore of Light, Muhammad, The Messenger of Islam, The Light of Muhammad gibi önemli kitapları kale­me alınmıştır.

    Şam’da hayatlarına devam edip her sene Recep, Şaban ve Ramazan aylarında ailesi ile beraber Kıbrıs’ı ziyarete gidiyordu. Hakikatler padişahı Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkanî, aldığı icazetle 1970’ten itibaren İslâm’ı yaymak için sürekli ola­rak seyahat etti.Çok iyi derecede İngilizce bildiğinden, batılıların meraklı sorularına karşı olağanüstü cevaplar vererek onların hayretler içerisinde kalmasına ve çoğunun İslam’la şereflenmesine vesile olmuştur.

    Her sene Kıbrıslı hacı kafilesine lider olarak Hacc’a giderdi. Toplam 27 kez Hacca gitmiştir.Bir keresinde, Büyük Şeyh Efendi, Şam’dan Halep’e yürü­yerek gitmesini ve her köyde durup iman, tasavvuf ve Nakşi­bendiliği yaymasını istedi. Yaklaşık 400 km yolu gidip gelmek bir yıldan fazla zamanı almıştır. Bir iki günlük yürüyüşten sonra bir köye varıyor, insanlara tebliğde bulunuyor, Nakşibendi tarikatını yaymak ve zikir yap­tırmak için orada bir hafta kalıyor sonra diğer köye gitmek için tekrar yola koyuluyordu.

    Büyük Şeyh Efendi Hazretlerinin isteği ile Şeyh Nazım El-Hakkani Hazretleri Kıbrıs adasını adım adım dolaşmış her gittiği yerde o kadar tanınmış ve çok sevilmiş ki ismi “Şeyh Na­zım Yeşilbaş” olarak bilinir.

    Altın Silsilenin 39. Büyük Şeyhi Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretleri, Altın Silsilenin 40. Şeyhi olarak Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkanî, El Kıbrısî Hazretlerine Nakşibendilik yolunun talim ve terbiyesini ihvanlara göstermek üzere izin ve­rip, mezun kılıp Peygamberimiz’in emri üzere vazifelendirerek 1973 senesinde Ramazan ayının 4. günüHakk’a yürümüştür.

    Makamı Şam’dadır. Şey Muhammed Nazım Adil El-Hak­kanî 1974’ten itibaren Avrupa’yı ziyarete başlamıştır. 1974 yı­lında Ehl-i sünnet vel cemaat itikadını gözeten ilk Nakşibendî dergâhı Londra’da bizzat açmıştır.

    1986’da uzak doğu seyahatini gerçekleştirmiş ve Brunei, Malezya, Singapur, Hindistan, Pakistan ve Sri Lanka’yı ziyaret etmişlerdir. Buralarda da sultanlar, başkanlar ve umum halk ta­rafından heyecan ve coşkuyla karşılanmış, büyük ikram ve ilti­fatlarda bulunulmuştur.1991’de Amerika seyahatine çıkmış ve 15 eyalet dolaşmıştır. Bu esnada değişik din ve inançlardan birçok kişiyle görüşmüş ve bunun neticesinde Kuzey Amerika’da Nakşibendî tarikatına ait 15 merkez açmıştır.

    İkinci ziyaretini 1993’te yapmış ve yine birçok yeri dolaş­mıştır. Sayesinde, Kuzey Amerika’da 10 000 kişi Müslüman olup Nakşibendî tarikatına girmiştir.

    Türkiye’de başta İstanbul, Ankara, Konya, İzmir olmak ü­zere birçok ilde; köy köy, kasaba kasaba seyahatlerde bulun­muştur.Başta Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri, Yahya Trabzonî Hazretleri gibi birçok türbe, makam, cami, tarihi ve manevi yerleri ziyaret etmiştir.Ziyaret ettikleri yerlerde ulvi sohbetlerde bulunaraktan her seviyedeki insanların gönlüne hitap etmiş ve dinleyicilerin Nak­şibendi tarikatına girmelerine vesile olmuştur.O yıllarda Türkiye’de bulunan İslamî baskıların yıkılması için manevi himmetleri olmuş ve dualarda bulunmuştur.

    90’lı yıllarda Hacı Mustafa Türabı Hoca Efendi ile yolları birleşmiş, bugün Üsküdar Beylerbeyi Sarayı karsısına denk dü­şen tarihi Ahmet Bedevî Tekkesi’nin tekrar inşa edilip bugün­kühalini almasına vesile olmuştur. Şimdiki “Beylerbeyi Bedevi Tekkesi”dir.

    Kurmuş olduğu İstanbul Eğitim Vakfı (İSTEV) ile gençle­rin ve bilhassa yardıma muhtaç çocukların yetişmesine, toplu­ma kazandırılmasına katkıda bulunmuştur.

    Yine o yıllarda Hüseyin Hıfzı Aşevi’nin kurulması ile ihti­yaç sahibelerine erzak ve gıda tedarikini sağlanmıştır. Beykoz İlçesinde bulunan Akbaba Sultan köyünde dergâh açmış, Şeyh Muhammed Mehmet Efendi’yi halifesi olarak İstanbul’da vazi­felendirmiştir.

    Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde şehirlerde dergâh­lar kurdurmuş, zikir ve tasavvuf ehlinin yetişmesine öncülük etmiştir. Dünyanın dört bir yanında, milliyet gözetmeksizin imarethaneler ve dergâhlar açılmasına öncülük etmiştir.

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkani Hazretleri­nin Refikası Hâce Emine Sultan Hanımefendi 16 kasım 2004 (1931-2004) yılında Hakk’a yürümesinden sonra Hâce Emine Adil isminin verildiği, Güzelyurt- Lefkoşa arasında büyük bir cami inşa ettirilerek 24 Kasım 2012 tarihinde hizmete açılmış­tır.

    Üstün ahlak ve manevi hallere sahip olan Şeyh Muham­med Nazım Adil El Hakkani Hazretleri zamanının çoğunu,ilim, irşat, tebliğ ile geçirmiştir. Bu yolda yurt dışı seyahatleri düzenlemiştir, dünya üzerinde gitmediği ülke, şehir sayısı çok azdır. Diğer yandan Lefke’de bulunan dergahını dünyanın dört bir yandan ziyaret eden misafirleri ile yakından ilgilenir ve soh­betlerde bulunurdu.

    Kendisi Osmanlı İmparatorluğu hüviyetine sahiptir. Bu anlamda son Osmanlı şeyhlerindendir. İslam’ın kitlelere ulaş­tırılmasında Osmanlı tebaasını ve tasavvuf esaslarını dikkate almıştır.

    Lefke’deki dergâhı imparatorluk tebaasını, tarikat ve tasav­vuf yaşamını günümüze taşıyan eşsiz bir örnektir. Yetmiş mil­leti bir araya İslam sancağı altına toplamıştır. Derin bir Osmanlı tarihi bilgisine sahiptir.

    Osmanlıca dilinin okutulmasına çok önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim ve hafızlık eğitimi için Hakkani Adil medrese­sini kurdurmuştur. Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkani Hazretleri’nin himmetleri üzerine 2014 yılında Osmanlıca Dili hükûmetin aldığı karar ile tekrar okullarda ve üniversitelerde ders olarak okutulmaya başlanılmıştır.

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkani Hazretleri’nin sadece tarikat şeyhi yönünüele almak eksik olur. Tarih, sosyo­loji, ekonomi ve felsefe üzerine ciddi bir bilgi birikimi olup, bu anlamda entelektüel sermayesi oldukça geniştir.

    Ekonomik kriz ve çözümüile ilgili verdiği sohbet ve beya­natlar, iktisadi yönden incelenmesi gereken önemli bulgulardır. Filozofvari fikirleri ile benim diyen düşünürlere yol gösteren bir liderliği vardır. Çağımızın içerisinde bulunduğu karmaşık­lığa ışık tutacak sentez ve yorumları ile İslam’ın hızla dünyada yayılması için mücadele etmiştir. Ömrünüümmet-i İslam’a İ’la-yı Kelimetullahı tebliğ için sarf etmiştir.

    Diğer önemli özelliklerinden birisi de derin İslamî bilgisi, İngilizce, Arapça, Almanca gibi dilleri iyi bilmesidir.Seyahatlerinde birçok gayrimüslimin, yüce dinimiz İslam’la ve ardından Nakşibendi tarikatı ile şereflenmelerine vesile ol­muştur. Bu özelliği basın-yayın kuruluşlarının dikkatini çekmiş, dünya kamuoyunda Asya, Avrupa, Afrika ve Amerika kıtalarına yaptığı ziyaretlere yer verilmiştir.

    Hazret bu konu üzerine katıldığı mülakat ve söyleşilerde, “Tevfik ve hidayet Allah’tan, biz vesileyiz” diye buyurmuşlardır.

    Altın Silsilenin 38. Büyük Şeyhi olan Şeyh Şerafettin Da­ğıstanî Hazretleri 1922 yılında Bursa’da Güneyköy’de verdiği bir sohbetinde “Evlatlarımdan biri çok Hristiyan’ı Müslüman yapacak, O henüz daha doğmamıştır.

    Onun ayak numarası 42’dir” buyurur. Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkani’nin aynı yıl Kıbrıs/Larnaka’da dünyaya teşrif etmesi üzerine Şeyh Şerafettin Hazretleri Güneyköy’de; “O evladım doğdu” deyip, Kıbrısî El Hakkanî Hazretleri’nin doğumunu müjdelemiştir.

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkanî Hazretleri zahi­ren 27 kez hacca gitmiş, sonraki yıllarda yaşının ilerlemesi üzere kutsal topraklara gidememiştir.Biiznillah keramet halidir ki Lefke dergâhında iken hac va­zifesini tamamlamak üzere kutsal topraklarda bulunan sevenle­ri, Kâbe-yi Muazzama’yı tavaf esnasında kendisini gördüklerini birçok kez ve farklı zamanlarda beyan etmişlerdir.Dünyaya ve dünya hayatına tenezzül etmeyip ebediyeti, sonsuzluğu dilemiştir. Hiç kimseden dünya için bir talepte bu­lunmamıştır. Ahir ömrünü mütevazi bir hayatla geçirmiştir.

    Evliyalar uzağı yakın gösterir buyurarak yetmiş senelik ömrünü Hazreti Mehdi (a.s.)’ın gelişini bekleyerek geçirmiş, müridlerini o kutlu geliş için hazırlamaya gayret göstermiştir. Mehdi (a.s.)’ın gelişi ile tüm tarikatların kalkacağını ve herkesin Rabbanî yolunda olacağını müjdelemiştir.Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkani Hazretleri 41 tarikattan icazetli olup, 41 tarikatın Şeyhidir.

    Vefatından bir kaç yıl önce manevi işaret üzere oğlu Şeyh Muhammed Mehmet Adil El Hakkani Hazretlerini bu yolun öğretilerini yapması ve yaptırması üzere kendinden sonrası için vazifelendirmiştir.

    Ömrünün son bir kaç yılında,

    Merhaba ey Şah-ı Merdan, Yârân’ınız size hayran

    sözleri ile Şah-ı Merdan sohbetlerine başlamıştır. Âlemi mana­da Resul-üZişan Efendimiz’in (s.a.v.) “İlmin kapısı” diye hitap ettiği Ali Bin Ebu Talip (r.a.) Hazretleri’nin manevi sohbetle­rinde bulunmuştur. İlerleyen yaşına ve sağlık sorunlarına rağ­men sohbetlerine devam etmiş ziyaretçileriyle yakından ilgilenmişlerdir.Önemli devlet adamları, sultanlar, politikacılar, ülke liderle­ri, siyasiler, Lefke dergâhında hazreti ziyaret edip hayır duaları­nı talep etmişler ülkelerinin yönetiminde Sultanımızın fikirleri­ne ehemmiyet vermişlerdir.Meşâyıh-ı kiram yanı kendi yaptıklarını hiçbir zaman büyük görmez. Hâlbuki Şeyh Efendi binlerce, on binlerce, yüz binler­ce insanın hidayetine vesile olmuştur. O bile tevazudan dolayı “Biz bir şey yapamadık” buyurmuşlardır.

    Ülkemizde birçok can ve mal kaybına neden olan Marmara depremine vurgu yapmış, 1998 ve 1999 yıllarında deprem ger­çekleşmiştir.Orta Doğu’yu kasıp kavuran Arap baharını ve bundan et­kilenecek ülkeleri tek tek belirtmiştir. Şili’de Ekim 2010 yılında maden faciasında göçük altından 69 gün sonra sağ kurtulan madencilerin, sonrasında Kıbrıs’a gelip Şeyh Efendi Hazretle­ri’ni göçük altındayken gördüklerini ve yardım aldıklarını beyan etmeleri, tüm dünya medyasında yankı bulmuştur.

    Birçok kez “Hilafet sancağının düştüğüyerden kalkacağı­nı, vaktin sahibinin gelip emanetini alacağını” belirtmiş, “Ced­dimiz Fatih Sultan Mehmet Han yadigârı Ayasofya’nın tekrar ibadete açılacağını” müjdelemiştir.Yine 90’lı yıllarda devleti yönetmekle vazifeli hükû­met ve meclis üyelerinin, Milenyum denilen 21. Yüz­yılın başlaması ile bir tanesinin dahi devlet yönetiminde kalmayacağını, yepyeni bir neslin geleceğini, İslam’a hürmet edenlerin yönetimde olacağını müjdelemiştir.

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El Hakkani Hazretleri’ne özellikle yabancı uyruklu sevenleri, Şeyh’in kendilerine göster­miş olduğu sevgi, muhabbet ve hoş görüsünden dolayı ceddi olan Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri’nden esinlenerek kısa­ca Mevlana (Mevlana Şeyh Muhammed Nazım Adil Hakkani) ismi ile hitap etmektedirler.Asya ve Arap kökenli sevenleri, Şeyh Efendi’nin Hakk üze­re olmasından dolayı El-Hakkanî (Şeyh Muhammed Nazım El- Hakkani) ismiyle hitap etmişlerdir.

    Türkiye’de ise Kıbrısî (Şeyh Muhammed Nazım Adil El-Kıbrısi) Hazretleri olarak bilinmektedir. 7 Mayıs 2014 (Hicri 1435) tarihinde güneşin zeval noktasında İrtihal-i Dâr-ı Bekâ’ya, Rahmet-i, Rahman’a, yani en sevgiliye kavuşmuştur.Vasiyeti üzere mübarek na’şı şerifleri ebedi istirahat hanesi­ne bekletilmeden ikindi namazını müteakip uğurlanmıştır. Ma­kamı Lefke dergâhı içerisindedir. Dünyanın her tarafında bu güzel yol insanlara nur olarak, hidayet olarak, bereket olarak devam edecektir. Bu yola tabi olan saadet ehlindendir.

    Sohbetlerinden nasiplenmek için ziyaret edebilirsiniz 

    http://saltanat.org/videos.php

  • Altın Silsile

    Nakşibendi Tarikati Hakkani Kolu silsilesi

    Rabbuna Ve Halikuna Allahu Teala Azze Ve Celle

    1.) Seyyiduna Ve Rasuluna Muhammeduni’l-Musdafa (S.A.V.)

    2.) Seyyiduna Ve Mevlana Ebu-Bekrini’s-Sıddık (R.A.)

    3.) Seyyiduna Ve Mevlana Selmanu’l-Farisi (R.A.)

    4.) Seyyiduna Ve Mevlana Kasımu’ni-bnu Muhammedi’ni-bni Ebi-Bekrini’s-Sıddık (K.S.)

    5.) Seyyiduna Ve Mevlane’l-İmam Ebu-Muhammed Caferu’s-Sadıku-bnu’l-İmam Muhammedini’l-Bakır (K.S.)

    6.) Seyyiduna Ve Mevlana Sultanu’l-Arifin Ebu-Yezid Tafuru-bnu İse-bni Ademe-bni Sürüşani’l-Bistami (K.S.)

    7.) Seyyiduna Ve Mevlana Ebu’l-Haseni’l-Harkani (K.S.)

    8.) Seyyiduna Ve Mevlana Ebu-Ali Ahmedu-bnu Muhammedini’l-Farimedi’t-Tursi (K.S.)

    9.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Ebu-Yakub Yusufu’l-Hemedani (K.S.)

    10.) Seyyiduna ve Mevlana Ebu’l-Abbas Belye-bnu Melkan Seyyidune’l-Hızru (A.S.)

    11.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Hacekan Haceki Alau’d-Devleh

    Abdulhaliki-bnu Şeyh Abdulcemili’l-Gucduvani İmamu’l-Hatm (K.S.)

    12.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Arifuni’r-Rivegeri (K.S.)

    13.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Mahmud İnciri’l-Fağnevi (K.S.)

    14.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Aziz Aliyyuni’r-Ramiteni (K.S.)

    15.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Muhammed Baba Semmasi (K.S.)

    16.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Seyyid Emir Külal (K.S.)

    17.) Seyyiduna Ve Mevlana İmamu’t-Tarikati Ve Gavsu’l-Halikah Hace Behaeddin Şah-ı Nakşibend Muhammeduni’l-Uveysiyyu’l-Buhari (K.S.)

    18.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Alauddini’l-Attaru’l-Buhari (K.S.)

    19.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Yakub-i Çerhi (K.S.)

    20.) Seyyiduna Ve Mevlana Haceki Ubeydullahi’l-Ehraru-bnu Haceki Mahmudini-bni Şeyh Şihabiddini’ş-Şaşi (K.S.)

    21.) Seyyiduna ve Mevlane’ş-Şeyh Muhammed Zahiduni’l-Buhari (K.S.)

    22.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Derviş Muhammed (K.S.)

    23.) Seyyiduna Ve Mevlana Ahmed Haceki’l-Emkenekiyyu’s-Semerkandi (K.S.)

    24.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Muhammed Baki Billah Beranihu’s-Semki (K.S.)

    25.) Seyyiduna Ve Mevlana İmamu’r-Rabbani Ahmedu’l-Faruku’s-Serhendi Müceddidu’l-Elfi’s-Sani (K.S.)

    26.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Muhammed Masumuni-bnu İmam Ahmede’l-Farukı’s-Serhendi (K.S.)

    27.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Seyfuddin Arifuni-bnu Muhammed Masum (K.S.)

    28.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Seyyid Nur Muhammed Bedvani (K.S.)

    29.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Şemsuddini Habibullah Can-ı Canan (K.S.)

    30.) Seyyiduna ve Mevlane’ş-Şeyh Seyyid Abdullah Dehlevi (K.S.)

    31.) Seyyiduna ve Mevlane’ş-Şeyh Ziyauddini Haliduni’l-Bağdadi (K.S.)

    32.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh İsmailu’d-Dağistani (K.S.)

    33.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Has Muhammeduni’ş-Şirvaniyyu’d-Dağistani (K.S.)

    34.) Seyyiduna ve Mevlane’ş-Şeyh Muhammed Efendi Yerağiyyu’d-Dağistani (K.S.)

    35.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Seyyid Cemaluddini’l-Kumukıyyu’l- Hüseyniyyu’d-Dağistani (K.S.)

    36.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Ebu-Ahmed Suğuriyyu’d-Dağistani (K.S.)

    37.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Ebu-Muhammedini’l-Medeni (K.S.)

    38.) Seyyiduna Ve Mevlane’ş-Şeyh Zeynelabidin Seyyid Şerafuddini’d- Dağistani (K.S.)

    39.) Üstazuna Sultanu’l-Evliya Mevlana Abdullahi’l-Faizi’d-Dağistani (K.S.)

    40.) Hadimu’s-Sadati’n-Nakşibendiyyeh Mevlana Sahibu’z-Zaman Şeyh Muhammed Nazımı’l-Hakkaniyyi’r-Rabbani (K.S.)

    41.) Seyyidina Şeyh Seyyid Mehmed Adil El-Hakkani El-Kıbrısi El-Nakşibendi (K.S.)

  • Şeyhimiz Mehmed...

                                                          

    Şeyh Muhammed Mehmet ADİL Hazretleri 30 Haziran 1957 tarihinde Şam’da doğdu. Sultanul Evliya Şeyh Muhammed Nazım ADİL Kıbrısi (k.s.) Hazretleri ile Hace Emine ADİL Sultan Hanımefendi’nin büyük oğludur.



    Babası ve Mürşidi Şeyh Muhammed Nazım ADİL Kıbrısi Hazretleri soyu Kadiri tarikatı kurucusu Abdülkadir Geylani Hazretlerine, büyük babaannesi tarafından ise Mevlevi tarikatı kurucusu Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerine dayanır. Baba tarafından dedelerinin soyu Peygamber (s.a.v) ailesine kadar uzanır.



    Annesi Hace Emine Sultan, komünizm ülkelerinde başlatılan din karşıtı politikalar nedeniyle Türkiye üzerinden göç ederek Suriye’nin baş şehri Şam’a yerleşen Tatar bir ailenin kızıdır. Aslen bugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk bir cumhuriyet olan Tataristan’ın Orenburg Bakey kasabasındandır.



    Şeyh Muhammed Mehmet Adil Hazretleri çocukluk ve gençlik çağını Suriye’de Şeyh Abdullah Dağıstanî Hazretleri, aynı zamanda babası ve mürşidi olan Şeyh Muhammed Nazım ADİL Kıbrısî (k.s.) Hazretlerinin yanında Nakşibendi tarikatının terbiyesi ve disiplini  altında yetişmiştir.İslami ilimlerdeki medrese eğitimini ise Suriye`nin başşehri Şam’da bulunan ehlisünnet âlimlerinden almıştır.



    Şeyh Muhammed Nazım ADİL Kıbrısi (k.s.) Hazretleri kendisinden sonraki kişinin yani halifesinin Şeyh Muhammed Mehmet ADİL Hazretleri olduğunu vefat etmeden önce ilanen beyan etmiştir. Şeyh Muhammed Nazım ADİL Kıbrısi Hazretleri (k.s.) 7 Mayıs 2014’te Darı bekaya irtihal etmesiyle Nakşibendi tarikatının altın silsilesinin 41. Şeyhi olarak emaneti devralmıştır.



    Şeyh Muhammed Mehmet ADİL Hazretleri vaktinin çoğunu dünyanın farklı ülkelerine seyahat ederek İ’LÂ-YI Kelimetullahı  yani İslam dinini yaymak amacıyla dünyayı seyri sefer etmektedir.



    Şeyh Muhammed Mehmet ADİL Hazretleri İstanbul Beykoz İlçesi Akbaba köyünde ikamet etmekte olup burada bulunduğu sürece dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerini ağırlamaktadır. Kendisini ziyarete gelen küçük büyük misafirleriyle tek tek ilgilenip onlara karşı nasihat ve sohbetlerde bulunmaktadır.

    Resmi web sitesi http://hakkani.org/

  • Dergahlarımız

    İstanbul:Beykoz Akbaba köyü Şeyh Nazım Dergahı ve Beylerbeyi Bedevi Tekkesi

    Kıbrıs: Lefke Şeyh Nazım Kıbrısi Dergahı

    Sakarya: Osmanlı Ak Dergah (sapanca) ve Adapazarı merkez dergahı

    Yalova: Termal Gökçedere Şeyh Nazım Dergahı

    Bursa: Tahtakale Şeyh Nazım Tekkesi

    Konum ve detaylı Bilgi için bizimle irtibata geçebilirsiniz. 0 553 621 08 61

  • Mustafa Atmaca...

                                                     

    ATMACA SOYUNDAN SELİM OĞLU MUSTAFA

    Aslen Of’un yaranoz köyünden(kavakpınar) olup, büyük dedesi Mustafa Hoca, dedesi Ahmet efendi küçük yaşlarda iken Akyazı’da KeremAli dağının eteğinde bulunan pazarköy’e göç etmişlerdir. Mustafa efendinin Büyük dedesi Mustafa hoca’da Pazarköy ve civarında tanınmış ve herkesçe kabullenilmiş bir hoca idi.
    Mustafa efendi ise 22 Muharrem 1402 (19 Kasım 1981) de Adapazarı’nın merkezinde şeker mahallesinde doğdu. Mektep zamanlarına yakın Adapazarı’nın meşhur çark caddesinin semerciler mahallesi ambarlı sokağına yerleştiler. Orda Ahmet Akkoç mektebinde ilk öğrenimini gördü.
    O yıllarda mektebin yaz dönemi tatillerinde MEKKE MESCİDİ tarafından tayin edilen Mustafa hoca,pazarcı nuri efendi gibi kuran muallimlerden kuranı kerim dersleri alıyordu. En son yaz tatilinde ise Adapazarı’nın en büyük manevi ışıklarından biri olan İHSAN EFENDİ r.a. den ders aldı. İHSAN EFENDİ babası Selim efendininde hidayette ilerlemesinde ve çocuklarının medrese tahsiline vermesi konusunda da yol gösterici olmuştu. Mustafa efendiden 3 sene önce mektebi bitirmiş olan abisi Molla Yasin efendinin de medrese tahsiline girmesi yine bu mubarek zatın vesilesi ile olmuştu. ALLAHU TEALA İKİ CİHANDA İSMİNİ VE MAKAMINI AZİZ EYLESİN AMİNN..
    İlköğretimden sonra Adapazarı’nda ikamet eden MÜDERRİSÜLASR MOLLA BURHAN hazretlerinin Adapazarı’nda ikamet eden bir talebesinden OSMANLI usulu bir medrese eğitimine başlar. Mustafa efendi bu eğitimde sarf, nahiv,mantık,vaziye,munazara,istiare,beyan,akaid ve usul dersleri, Şer’i ilimlerde ise hadis, tefsir, fıkıh…. dersleri alır.
    17 ağustos 1999 tarihinde medresede tahsil görmekte iken Adapazarı depremi olur. Depremden dolayı bir müddet medreseden ayrılmak zorunda kalır. Çünkü Adapazarı’nın merkezi harabeye dönmüştür. Merkezde oturanlar bir müddet kenar tepelik yerlere giderler. Mustafa efendi de en merkezi yerde oturduğu için onlarda bir müddet Serdivan tepesinde Karşıyaka camii mevkiinde konaklarlar. Sonra şeker mahallesinde bir baraka yaparlar ve oraya yerleşirler.
    Bir takım maddi sıkıntılar ve gençliğin verdiği cahillikten dolayı medreseye dönmez ve çalışmaya başlar. Önce bir gazete dağıtım işinde sonra şehir dışında ve daha sonra yine adapazarı’nda bir marangozhanede çalışır. Bu şekilde yani medreseden ayrı iki sene geçer. Son çalıştığı işyerine gidip gelirken belediye arabası hep SAKAR BABA hazretlerinin makamının ordan geçer. Mustafa efendi, hazretin makamının yanından her geçişinde hazretin ruhuna bir Fatiha okur ve hediye eder. İşte bu dönemleri kendisi şöyle nalatıyor:
    “Evliyalar sultanı gördü Mevla’nın inayeti ile evliyaya edilen hürmeti hemen zincirini attı. O üç ay içinde tamamen farklı biri olmuştum. Daha önceleri hep medresede idim beş vakit namazımda idim ama neyi ne için yaptığımdan haberim yoktu. Çoğu güzel şeyi büyüklerim yap dedi diye yapıyordum. Çoğu zamanda zorla, büyüklerime ters düşmemek için yapıyordum. Ama o üç ay zarfında tamamen fehmim değişti. Marangozhanede çalışırken kendi kendime yeter boş lakırdı yaptığın birazda Rabbini zikret diyordu içimden gelen ses. Bende LAİLAHE İLLALLAH zikrine başlıyordum. Çok sesli bir makine vardı onun yanında çalışırken bağıra bağıra ezan okuyordum. Sonra uzun tefekkürler başladı.
    “nereye gidiyorsun, böyle mi ömrünü çürütecen sabah işe git akşam gel. Hiçbir ilmi ve manevi terakkiyat yok. Sen bunun için mi yaratıldın. Medreseye dön tahsilini tamamla.”
    İşte bu sıralar ALLAHU TEALA’nın inayeti ile tekrar medreseme geri döndüm. HOCAM hazretleri de beni kabul ettiler. Elhamdülillah. “
    Verilen aralarla birlikte 10 senelik medrese tahsilinden sonra hocasının izni ile kendisi de şeker mahallesinde hizmete başlarlar.
    Huveydimulhuda: Allahu Tealanın küçük hizmetkârı
    Mustafa efendi bu dönemlerde sohbetler yapmaya insanlara şeri ilim öğretmeye başlar. Kuranı kerim bilmeyenlere Kuranı kerim dersleri, tecvid dersleri, ilmi hal fıkıh dersleri öğretir. Yaz dönemi mektepli çocuklara ders verir. Arapça kavrayabilecek kişilere Arapça kavrayamayacak kişilere de Osmanlıca dersleri verir. Talebelerine Osmanlıca fıkıh, hadis, meviza kitapları okutur. Büyükleri gibi o da İlim olmazsa olmaz der. Derviş de olacaksan önce şeriatını bileceksin. Namazsız zikir ehli olunmaz. Talebelerine:
    Ders konusunda tembellik olmaz. Ne zaman müsait olursan o zaman gel gece üç de de gelecem desen buradan dersini alırsın. Seni boş geri göndermeyiz der.
    Medreseye tekrar geri döndüğünde İMAMI GAZALİ K.S.kitaplarını okuduğu ve bu kitaplar büyük derecede kendi maneviyatında etki bıraktığı için İMAMI GAZALİ K.S.hazretlerine üstadım der. İMAMI ŞARANİ K.S. ve İMAMI BİRKİVİ K.S. gibi büyük evliyaullahların kitaplarından bazılarını okur.
    İMAMI GAZALİ K.S. tasavvuf ilminin en büyük eserlerinden biri olan İhya Ulumiddin adlı dev eserinde “tasavvuf farzı ayndır” der. Mustafa efendi İMAMI GAZALİ K.S. hazretlerini üstad edinmesi hasebiyle bu görüşe ram olur. İMAMI ŞARANİ K.S. hazretleri de kitabında “mutlaka bir şeyhinin elini tut! müridi ol ki kendini yetiştirebilesin yoksa tek başına bunlar olmaz” diye nasihatlerde bulunur.
    Bunun üzerine Mustafa efendi mutlaka bir zatın müridi olacağım. Ama kimin müridi olmalıyım der. Şurası olmaz burası olur herhalde der ve gece orası hakkında rüyalar görür. Sonra İMAMI GAZALİ K.S. hazretlerinin “minhacul Abidin” kitabından “tefviz” meselesini okur. Orda İMAMI GAZALİ K.S. hazretleri kendi şeyhinden Arapça bir şiir nakleder
    إنّ مَنْ كاَََنَ لَيْسَ يَدْرِي أَفِي الْمَحْ … بُوبُ نَفْعٌ لَهُ أَوِ الْمَكْرُوهِ
    لحََََََََََََََََرِيٌّ بِأَنْ يُفَوِّضَ ماَ يَعْ … جِزُ عَنْهُ إَلىَ الَّذِي يَكْفِيهِ
    اَلإِِلهُ الْبَرُّ الَّذِي هُوَ فِي الرَّأْ … فَةِ أَحْنىَ مِنْ أُمِّهِ وَأَبِيهِ
    Kim ki sevdiği şeyde midir kendisi için fayda yok çirkin gördüğünde mi bilmiyorsa
    Ona yakışan odur ki, bu doğrusunu bilmekte aciz olduğu işi, bu konuda ona kafi olacak zata bıraksın
    O zat ki o Berr olan İlahtır. O ki şefkatte kendisine annesinden ve babasında daha yumuşaktır.
    Sonra daha önceden görmüş olduğu rüyaların hadisi nefs olduğunu anlar. Zira gündüz düşündüğünü akşam rüyasında görmüştür. Ve kendi kendine hareket ettiği için bu halinden tevbe eder.
    Sonra bir gece şu duayı okuyarak istihare yapar:
    لاَنَعْلَمُ الصَلاَحَ وَلاَالاَصْلَحَا فاَقْدُرْ لَناَ الاَصْلَحَ ياَرَحِيمَناَ
    “Biz ne doğruyu, ne en doğruyu biliriz. Sen bize en doğru olanı takdir et ey rahmet edicimiz.”
    Rüyasında nur yüzlü bir zatı görür. Ama o zatı daha önce görmemiştir ve tanımıyordur. Sonra bu zatı aramaya koyulur. 6 sene boyunca bu zatı arar. Türkiye deki dergahlara gider. Dergahlardaki meşayıhın rüyasında gördüğü zat olmadığını bilir ama belki nerde olduğunu onlardan öğrenirim diye gezer. Fakat olumlu bir cevap alamaz. O zaman, yani bu rüyayı gördüğü zaman ne Kıbrıs’ta bir dergah olduğundan haberi vardır ne de Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerinin varlığından.
    Sonra kendi ufak ve şirin mekanında hizmet ederken bir gün Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerinin belgeseli eline geçer. Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerinin hayatı onu çok etkiler ve ruhuna işlenir. Öyle ki kendi kendine “bu zamanda böyle bir zat mı var” der.
    Bundan altı ay kadar sonra Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerini rüyasında görür. Kendisine bazı şeyler söyler. Bunun üzerine Kıbrıs’a Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerini ziyaret etmeye karar verir. Belki Şeyh M.Nazım K.S. hazretleri rüyasında gördüğü zatın kim olduğunu ona söyler diye. Çünkü rüyasında gördüğü mubarek, Şeyh M.Nazım K.S. hazretleri de değildir.
    Sonra Kıbrıs’taki Hakkani dergahına gidince mesele yavaş yavaş aydınlık kazanmaya başlar. Zira rüyasında gördüğü dergah burasıdır. Sonra orda ki bazı resimlere bakarken Büyük Şeyh Abdullah Faiz Dağıstani Hazretlerinin resmini görür ve
    “işte benim gördüğüm zatı muhterem bu resimdeki zat idi” der.Ve oranın aradığı yer olduğu, 6 senedir beklediği anın artık gelmiş olduğunu anlar.
    Şeyh Nazım Kıbrısı hazretleri Mustafa efendiyi ilk gördüğü zaman “BU HEYBETLİ ADAM DA KİMDİR” demiştir.
    Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerinin hücreyi saadetine girdikleri zaman Şey efendi, abisi Yasin efendi ve Mustafa efendiyle hangi ilimlerden okudukları hakkında uzun uzun sohbet eder. Sonra onlara
    “siz tasavvuf düşünmüyor musunuz?” der.
    Mustafa efendi
    “bizde bu niyetle gelmiştik efendim” der.
    Şeyh M.Nazım K.S. hazretleri
    “biliyorum sizi ilk gördüğüm zamandan biliyorum” der ve şu kutlu sözleri söyler
    SİZ KENDİNİZ GELMEDİNİZ. SİZİ BİZE GÖNDERDİLER. SİZ BİZİMSİNİZ BAŞKASININ OLANDA GÖZÜMÜZ YOKTUR. AMA BİZİM OLANI KİMSE BİZDEN ALAMAZ. HELE BİR ALMAYA KALKSINLAR
    Ardından Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerine biat ederler. Ve beş gün sonra türkiyeye dönecekleri zaman son olarak Şeyh Efendi hazretlerinin huzuruna varırlar.
    Mustafa efendi
    “efendim bizim orada bizi seven kardeşlerimiz var onlar bize derler ki: hocam siz nereye intisab ederseniz bizde oraya intisab ederiz” diyemeden yani sözü bitirmeden Şeyh Efendi K.S. hazretleri
    “ikinize de izin verdim isteyeni TARİKAT-I ALİYYE hizmetine dahil edebirlirsiniz der.
    derviş MOLLA MUSTAFA ATMACA SAKARYEVİ
    2008 şubat ayında cereyan eden bu kutlu ziyaretten sonra artık zahiri ilim öğretim hizmetine Batıni ilim hizmeti de eklenmiştir. Bu şekilde şer’i ilim eksiği olanlara şer’i ilim, manevi terekkıyat derdinde olanlara bu ihtiyaçlarını giderecek şekilde bir hizmet başlamış olur. 2014 yılında Sakaryanın Sapanca ilçesinde yeni bir dergah nasip olmuş ve burası merkez dergah yapılmıştır. Her hafta perşembeyi cumaya bağlayan akşam “HATME-İ HACEKAN” zikri ve peşinden sohbet yapılmaktadır. Her salı dervişlerin evlerinde Envarul-aşikin ve Kara Davut dersleri, iki haftada bir Bursa dergahında, ayda bir Yalova Gökçedere dergahında, ayda bir Kıbrıs Alayköy Hacı Emine Adil camiinde ve iki ayda bir Edirne Selimiye Camiinde zikir yaptırıp sohbet vermektedir.
    İsteyenlere Arapça, Osmanlıca, kuranı kerim kıraat ve tecvid dersleri de devam etmektedir. Daha önceleri “Huccetül-İslam” adını verdiği medresesini şimdi “Osmanlı Ak Dergah” olarakta kullanmaktadır.
    2014 yılında Şeyh Nazım Kıbrısi hazretleri Hakk’a yürüyünce Şeyhinin işareti ile Şeyhinin büyük oğlu Şeyh Mehmed Adil hazretlerine biat etmiştir.
    MEDENİ HALİ: Mustafa efendi evli olup bir erkek dört kız olmak suretiyle beş çocuğu vardır.
    LUTFU İLAHİ
    Büyük Şeyh Abdullah Faiz Dağıstani hazretlerinin doğum tarihi 1891 yılıdır. Bu Mustafa efendiyi çok mutlu eder. Zira Büyük Şeyh hazretlerinin doğum tarihindeki iki sayının yerleri değiştirildiğinde 1891 *1981 Mustafa efendinin doğum tarihi meydana çıkar ki Mustafa efendi: bu kadar ufak bir tevafuk olması bile Allahu Teâla’nın bize bahşetmiş olduğu büyük bir lutufdur der ve Hazreti Yezdan’a hamd eder. elhamdulillah
    Allahu Teala hizmetlerini daim eylesin. Aminn.

    Resmi web sitesi www.akdergah.com